Fuzûlî olmak ne anlama gelir ?

Sensal

Global Mod
Global Mod
[color=]Fuzûlî Olmak Ne Anlama Gelir? Kelimelerin Gölgesinde Bir Duruş[/color]

Fuzûlî denince çoğu insanın zihninde iki farklı kapı aynı anda açılır. Bir kapı 16. yüzyılın Bağdat’ına, derin bir edebiyat geleneğine ve içli bir şairin dünyasına çıkar. Diğer kapı ise günümüzün gündelik diline… “Fuzuli işlerle uğraşma” diye başlayan, çoğu zaman hafif bir sitem, bazen de yarı şaka yarı ciddi bir uyarı cümlesine. İlginç olan şu ki; bu iki kapı aslında aynı koridora açılır. O koridorun duvarlarında da insanın hem anlam arayışı hem de gereksiz yüklerden kaçma isteği asılıdır.

Fuzûlî olmak meselesi de tam burada başlar: Bir isimden çok, bir bakış açısına dönüşür.

[color=]Fuzûlî Kimdir? Bir İsimden Fazlası[/color]

Fuzûlî, klasik Türk edebiyatının en güçlü şairlerinden biridir. Asıl adı Mehmed bin Süleyman’dır. Yaşadığı coğrafya, Bağdat ve çevresi, onun şiirlerine hem Doğu’nun mistik damarını hem de insani duyguların en çıplak hâlini taşımıştır. Aşkı anlatırken abartıya kaçmaz, ama duyguyu da saklamaz; tam ortada, insanın kalbini hafifçe dürten bir dengede durur.

Onun en bilinen yönü, aşkı bir “yüksek duygular sanatı” hâline getirmesidir. Ama bu sanat gösterişli değildir. Aksine, içe doğru akar. Sanki bir insan kalabalık bir meydanda bağırmak yerine, kendi içine konuşmayı seçmiştir. Bu yüzden Fuzûlî okumak, biraz da insanın kendi iç sesini dinlemesi gibidir.

Burada küçük bir ironi gizlidir: Günlük dilde “fuzuli” dediğimiz şey gereksiz, boş, hatta biraz da sinir bozucu iken; Fuzûlî’nin şiiri tam tersine gereksiz hiçbir şeye yer vermez. Yani isimle anlam arasında ince ama tatlı bir çelişki vardır.

[color=]Gündelik Dilin Fuzûlisi: Gereksiz Olanın Anatomisi[/color]

Bugün birine “fuzuli konuşma” dendiğinde, aslında kimse 16. yüzyıl şiirine gönderme yapmaz. Burada kastedilen şey nettir: işe yaramayan, yoran, dikkat dağıtan ya da sadece gürültü oluşturan şeyler.

Fakat meseleye biraz daha dikkatli bakınca, “fuzuli” dediğimiz şeyin tamamen yok edilmesi mümkün değildir. İnsan zihni zaten biraz fazlalıkla çalışır. Düşünceler, planlar, hayaller, bazen gereksiz korkular… Hepsi bir tür zihinsel kalabalık oluşturur. Ve garip olan şu ki, o kalabalık bazen yaratıcılığın da hammaddesidir.

Yani “fuzuli” olan her şey çöpe atılması gereken bir yük değildir. Bazen sadece doğru yere konulmamış bir parçadır.

Bir sohbeti düşünelim. Konu önemli olabilir: ekonomi, tarih, gündelik hayat… Ama bir noktada biri konudan sapar, alakasız bir anekdot anlatır. İşte tam orada biri “fuzuli konuşma” diyebilir. Ama bazen de o küçük sapma, sohbetin en akılda kalan kısmı olur. İnsan zihni biraz böyledir: disiplinle dağınıklık arasında gidip gelir.

[color=]Fuzûlî Olmak: Şairle Aynı Cümlede Anılmak[/color]

“Fuzûlî olmak” ifadesini mecazi anlamda düşündüğümüzde, ortaya daha derin bir şey çıkar. Bu, sadece gereksiz şeylerle uğraşmak değildir. Aksine, gereksiz görünen şeylerin içindeki anlamı fark etme hâlidir.

Fuzûlî’nin şiirlerinde aşk, çoğu zaman ulaşılmaz bir hedef olarak karşımıza çıkar. Ama bu ulaşılmazlık, bir boşluk yaratmaz; tam tersine bir yoğunluk oluşturur. İnsan, elde edemediği şey üzerinden kendini tanımaya başlar. Bu da aslında oldukça modern bir durumdur. Bugünün insanı da çoğu zaman sahip olduklarıyla değil, olamadıklarıyla meşguldür.

Dolayısıyla “Fuzûlî olmak”, biraz da bu içsel meşguliyetin farkında olmak demektir. Gereksiz görünen duyguların, düşüncelerin ve hatta hayallerin bile insanın iç dünyasında bir karşılığı vardır.

Tabii burada ince bir denge var: Her içsel yoğunluğu şiir sanmak da mümkün değildir. Bazen gerçekten sadece zihinsel gürültüdür. İşte insanın asıl ustalığı da burada başlar: neyin anlamlı, neyin sadece kalabalık olduğunu ayırt edebilmek.

[color=]Gereksizliğin İnce Sanatı[/color]

Modern yaşam, verimlilik üzerine kuruludur. Her şeyin bir amacı, bir çıktısı, bir ölçüsü olmalıymış gibi bir hava vardır. Bu bakış açısı birçok şeyi kolaylaştırır, doğru. Ama aynı zamanda bazı şeyleri de görünmez kılar.

Mesela bir insanın hiçbir faydası olmayan bir şeyi sevmesi… Sadece sevdiği için yaptığı bir şey. Bu, dışarıdan bakıldığında “fuzuli”dir. Ama içeriden bakıldığında, insanın kendini hatırlama biçimidir.

Fuzûlî’nin şiirlerinde de buna benzer bir durum vardır. Şiir, doğrudan bir işlev için yazılmaz. Ama insanın iç dünyasını düzenler. Tıpkı bir odada biriken ışığın, mobilyaları değil ama atmosferi değiştirmesi gibi.

Bu yüzden “fuzuli” kelimesi her zaman olumsuz değildir. Bazen sadece “zorunlu olmayan ama insana ait olan” anlamına gelir.

[color=]Biraz da Günlük Hayat: Hepimiz Biraz Fuzûlîyiz[/color]

Günlük hayatta herkes zaman zaman fuzuli davranır. Gereksiz bir tartışmaya girilir, uzun bir düşünce zinciri kurulup hiçbir yere varılmaz, ya da yapılması gereken iş ertelenip yerine alakasız bir şey yapılır.

Ama bu anlar tamamen anlamsız değildir. İnsan zihni bazen düz çizgide yürümek istemez. Küçük sapmalar, zihinsel nefes alanları oluşturur.

Hatta bazen en doğru kararlar, en fuzuli görünen düşüncelerden sonra gelir. Çünkü zihin, dağınık gibi görünen bir süreçten sonra kendi merkezini bulur.

Burada hafif bir tebessümle şunu söylemek mümkün: İnsan, tamamen verimli olsaydı muhtemelen bu kadar düşünen bir varlık olmazdı.

[color=]Sonuç Yerine: Fuzûlî Bir Denge Arayışı[/color]

Fuzûlî olmak, ne tamamen gereksizliğe teslim olmak ne de her şeyi aşırı ciddiye almaktır. Bu, daha çok bir denge hâlidir. Bir yanda anlam arayışı, diğer yanda hayatın kaçınılmaz dağınıklığı…

Fuzûlî’nin şiirleri bu dengeyi estetik bir dile çevirir. Gündelik dildeki “fuzuli” ise bizi fazlalıklardan korumaya çalışır. İkisi arasında sıkışan insan, aslında kendi zihninin mimarisini kurar.

Belki de mesele, fuzuli olanı tamamen yok etmek değil; ona nerede duracağını öğretmektir. Çünkü bazı fazlalıklar, doğru yerde durduğunda eksik kalan parçayı tamamlar. Ve insan bazen bunu ancak geriye dönüp baktığında fark eder.
 
Üst